25/1/2019

CEM KUNDAKÇI & BARIŞ ARSLAN & BATUHAN BURAK ERSÖZLÜ - SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM İÇİN İNOVASYON BİLİNÇLİ TÜKETİCİ İLE BAŞLAR

CIRCLE'LARDAN GELENLER

Batuhan Burak ERSÖZLÜ

Ford Otosan / Yazılım Geliştirme Uzmanı

&

Barış ARSLAN

Innocentrum / İş Geliştirme Uzmanı

&

Cem KUNDAKÇI

TürkTraktör / İnovasyon ve İleri Teknoloji Müdürü

 

 

“Plastik kirliliği ile mücadelede bilinçli tüketicilerin rolü ne olabilir?”

 

  1. Serim

 

Çevre ve insan sağlığına en büyük tehditlerden biri de ölçüsüz plastik tüketimi ve bunların atık olarak doğaya atılması. Plastik, çok ucuz ve kullanışlı olması nedeni ile endüstriyel gıda sektöründe de yoğun olarak kullanılıyor. Ancak bunun çok büyük bir bedeli var ve bu bedeli bugün bizler ve çocuklarımız ödemeye başladık.

 

Boyutları 5 mm’den küçük olan plastik parçaları mikroplastik olarak adlandırılıyor. Mikroplastikler yağışlar ve nehirler ile taşınarak göller ve denizlerde gittikçe yoğunlaşan miktarlarda birikmekte ve böylece tüm beslenme zincirinin sağlığını etkilemektedir. Bugün içtiğimiz sudan yediğimiz balığa kadar birçok besin vasıtası ile sindirim sistemlerimizde mikroplastikler dolaşmaktadır. 

 

İzlemek isteyenler için bir video: Plastic Oceans UK halkı plastik kirliliği konusunda bilinçlendiriyor.

 

Son 50 yılda değişen tüketim alışkanlıklarımızın bizi getirdiği noktada sürdürülebilir bir hayat döngüsünden ne kadar uzaklaştığımızın bir göstergesi olan bu ve benzeri örnekler; sulak alanların hızla yitirilmesi, temiz su kaynaklarının kıt hale gelmesi, biyoçeşitliliğin ve türlerin yok olma hızının gittikçe artması gibi birçok başlıkta çoğaltılabilir.

 

Bugün başta omurgalılar olmak üzere ekosistemdeki tüm canlıların maruz kaldığı bu tehditleri ortadan kaldırmak için çabalamamız gerekiyor. Yoksa bu tehditlerin insan nesilleri üzerinde uzun vadede yıkıcı etkilerinin olacağı çok açık. Sonucu devletler, yerel yönetimler, şirketler seviyesinde yapılabileceklerden ziyade bizlerin tüketici olarak yaptıkları veya yap(a)madıkları belirleyecek. Bunun çok basit bir nedeni var: Yalnızca kendimizi, kendi tutum ve davranışlarımızı değiştirebiliriz, yani değişim kendimizden başlar.

 

Her konuda olduğu gibi bu konuda da ilk yapılması gereken farkındalık oluşturmak. Peki farkındalık nasıl oluşur? Tabi ki davranışlarımızın görünen ve görünmeyen sonuçlarını anlamakla. Bu da bilgiye ve bu bilgiyi anlamaya ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Bu noktada sorumluluğu devlete, büyük kurumlara veya başkalarına yüklememeli, “Eğitim şart!” deyip geçmemeli ve bireysel olarak farkında olmaya çalışmalıyız. Böylece sorumluluklarımızı yerine getirmek için neler yapabileceğimizi öğrenebiliriz.

 

  1. Düğüm

 

Yapılan araştırmalar, dünya ölçeğinde en çok kirlilik yaratan malzeme örneklerine bakıldığında ilk sıraları paketli gıda üreticilerinin aldığını gösteriyor. Bu tüketim malzemelerinin çevreye verdiği zararı azaltmanın yolu ise tüketicilerin bilinçlendirilmesinden geçiyor. Eğitimle tüketici alışkanlıklarının değiştirilmesine yönelik farkındalığın artırılması ana amaç olarak görülmeli.

 

Çevre bilincinin sürdürülebilir olması için yetişkinlerin davranışlarını değiştirmeye yönelik çalışmalara ek olarak, çocuklar ve gençler için yapılan çalışmaların önemi unutulmamalı. Bu nedenle, aileden başlayarak okul öncesi eğitim kurumlarında küçük yaşlardan itibaren yapılacak eğitim faaliyetlerinin bizler tarafından örnek davranışlarla pekiştirilmesi büyük önem arz etmekte.

 

Tüketim alışkanlıklarımız ise, “Buy More” yerine minimum eşya kullanımı ve minimal yaşam mottosunun benimsenmesiyle temellendirilebilir. Bu kapsamda atık miktarının azaltılması için ileri/geri dönüşüm konularında farkındalığın arttırılması gerekmektedir. Toplumda birlikte yaşayan her kuşak için kullanılabilecek farklı inovatif araçlar bulunmaktadır ve bunların seçiminde çok dikkatli davranılmalı.

 

Belki de en çok zorlanacağımız nokta tüketme alışkanlıklarımızı değiştirmek olacak. Özellikle teknolojinin gelişmesi ile değişen satın alma alışkanlıklarımızdan dolayı neye “gerçekten” ihtiyacımız olduğunu değerlendiremiyor ve en fazla 3 “tık” ile satın alabiliyoruz. Aldığımız her bir parça için farkında olsak da olmasak da bir plastik atığı üretiyoruz.

 

20 yıl öncesine göre %400 daha fazla kıyafet tüketiyoruz ve bu yaklaşık olarak yılda 80 milyar parça kıyafete denk geliyor. “Fast fashion” olarak adlandırılan bu tüketim çılgınlığının sonucu olarak da tekstil endüstrisi daha fazla enerji tüketmeye, daha fazla atık üretmeye ve nakliye süreçlerinde kullanılan plastik bazlı kaplamalar ve poşetler daha çok doğaya karışmaya devam ediyor.

 

  1. Çözüm

 

Peki nerden başlamalı? Daha az atık üreterek ve ihtiyacımız kadar tüketerek başlayabiliriz. Bunun yanında tükettiğimiz ürünleri geri dönüşüme kazandırmak için geri dönüşüm kumbaralarını kullanabilir veya “Kendin Yap” projeleri ve “ileri dönüşüm/upcycling” yöntemi ile geri dönüşümden (recycling) farklı olarak, ürünlerin hammaddelerine ayrıştırılmasına gerek olmadan ve özel işlemlerden geçmeden kolayca tekrar kullanım döngüsüne girmesini sağlayabiliriz. Bu sayede de geri dönüşüm sırasında kullanılan doğal kaynaklar kullanılmamış olur ve yeni istihdam olanaklarını sağlanabilir.

 

Farklı yaş gruplarındaki kişilere ulaşmak için farklı inovatif araçlar kullanılabilir. Örneğin; X kuşağı olarak ele alınan gruba basılı yayın, televizyon veya sosyal medya mecralarından Facebook ile; Y ve Z kuşağına da bütün sosyal medya mecraları, özellikle de YouTube ve Instagram ile ulaşılabilir. Bunların haricinde marketteki farklı mesajlaşma uygulamaları ile iletişimi arttırabilir veya online eğitim platformlarını da Y ve Z kuşağında oluşturmak istediğimiz farkındalık için kullanabiliriz. Bu araçların üretilmesi, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılarak sürekliliğin sağlanması için yerelden bölgesele genişleyebilecek bir sosyal girişimcilik planlaması yapılabilir.

 

“Sosyal girişimciler sadece balık vermekle veya balık tutmayı öğretmekle yetinmez, tüm balıkçılık sektörünü dönüştürünceye dek yılmadan çalışırlar.”

 

Bill Drayton, Ashoka Kurucusu

 

Toplum içinde bir farkındalık ve bilinç oluşturmak için çalışan topluluklar da bulunmaktadır. Bu topluluklar kendilerini “Sosyal Girişimci” olarak tanımlamakta ve çalıştıkları alanlarda değişim yaratmayı, çözümlerini yaygınlaştırmayı ve uzun vadede toplumun desteğiyle kalıcı bir çözüm bulmayı hedeflerler.

 

Sosyal girişimcilik, “hayırseverlikten” de “sivil toplum hareketinden” de farklıdır. Hayırseverlik, karnı aç olana  “balık vermek” üzerine kuruludur.  Sivil toplum projeleri ise özünde “balık tutmayı öğretmek” üzerine kuruludur.  Sosyal girişimcilik ise bu alanın öncü kuruluşu Ashoka’nın kurucusu Bill Drayton’un dediği gibi,  balık tutmayı öğretmekle yetinmeyip balık endüstrisini kökten değiştirmeyi hedefler. Sosyal girişimler, misyonları olan ve ticari faaliyetlerini bu misyonlarını gerçekleştirmek için araç olarak kullanan oluşumlardır. Bu faaliyetlerden elde ettikleri geliri amaçları doğrultusunda yine sosyal faydalar için kullanırlar.

 

IV. Ezcümle

 

Kendimizden başlayarak bu tutum ve davranış değişikliğini hayatımıza yansıttığımızda yalnızca kendi yaşantımızda değil, çevremizde birşeyler iyi yönde değişmeye başlayacaktır. Öncelikle doğru tüketici davranışlarını benimsemek ve tatbik etmekle ailemizden başlayarak çevremize bu konuda örnek olabiliriz. Dahası bu konuda toplumsal bilinci yükseltmek için bireysel ve örgütlü çabalarda bulunabilir, kamuoyu oluşturmak için mücadele eden yerel, ulusal ve uluslararası oluşumları destekleyerek şirketlerin, yerel yönetimlerin ve yasa yapıcıların nezdinde konuya hassasiyetle yaklaşmalarını sağlayabiliriz. Yani her birimizin vatandaş ve tüketici olarak yapabileceği çok şey var!

 

İnfografik: https://www2.deloitte.com/insights/us/en/industry/power-and-utilities/energy-study-of-businesses-and-residential-consumers.html


Kaynaklar:

 

(Serim: Giriş; Düğüm: Gelişme; Çözüm: Sonuç; Ezcümle: Özetle, kısaca / son söz.)

 

 

Diğer Yazılar