24/12/2020

Çevresel Sürdürülebilirlik İnovatif Yöntemlerle Kurumlarda Daha Etkin Bir Şekilde Yönetilebilir Mi?

Bloglar

 Xnovate Circle, 20-1

Gözde Kara, Beril Çiftçi, Bedirhan Mataracı, Batuhan Ersözlü

 

Teknoloji dünyamızı büyük bir hızla değiştirmeye devam ediyor. Teknolojideki bu hızlı gelişim, artan nüfus ve kentleşme ile ilişkili sürdürülebilirlik endişelerini de beraberinde getiriyor. Enerjiden tüketim ürünlerine kadar her şeyde üretim ve tüketim oranlarının artmasına neden olarak, doğal kaynakların tükenmesine ve ekosistemin zarar görmesine neden oluyor. Küresel Ayak İzi Ağı'na göre, her yıl Dünya kaynakları 1.7 oranında kullanılıyor, bu değer doğanın her yıl Dünya kaynaklarını yeniden oluşturabileceği miktardan daha fazla! [1]

 

Bu olumsuz gidişatın paralelinde, internet ve sosyal medya üzerinden bilgiye ulaşım imkanındaki artış ile birlikte, çevre anlamında daha duyarlı ve bilinçli kitleler de oluşmaya başlıyor. Bu durum, bireylerin şirketlerden ve sivil toplum kuruluşlarından beklentilerini de arttırıyor. Dolayısıyla kurumlar yalnızca ekonomik fayda üretmek ve karlılığı arttırmayı hedeflemenin yanında sürdürülebilirlik ve özellikle çevresel sürdürülebilirlik konusunda da yeni hedefler belirlemeye ve bunları uygulamaya başlıyorlar.

 

“ÇEVRESEL VE SOSYAL KONULARI GÜNDEMLERİNE ALAN ŞİRKETLER HAYATTA KALABİLECEK”

Koç Holding, Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Oya Ünlü Kızıl

 

Peki inovasyon yönetimi süreçleri çevresel sürdürülebilirlik anlamında kurumlarda ne kadar kullanılıyor? Şirketler aynı ürün geliştirme süreçlerinde kullandıkları gibi inovatif bakış açısını çevresel sürdürülebilirlik faaliyetlerinde de gösteremez mi? Bu durum daha hızlı ve etkin sonuçlar alınmasına katkı sağlamaz mı?

İşte bu sorulara yanıt verebilmek için TTGV Xnovate programı altında Türkiye’den çeşitli kurum ve kuruluşlardan yetkili ve ilgililerle konuyu ele aldığımız bu ön çalışmanın sonuçlarını sizlerle paylaşıyoruz.

 

Sürdürülebilirlik

 

Sürdürülebilirlik; kuşaklararası adaleti gözeterek, bugünün toplumunun ihtiyaçlarını giderme ve ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlarını çözme amacı taşıyan bütüncül bir bakış açısı olarak tanımlanabilir. Çevre ve kalkınma konularının birlikte ele alınması sonucu doğan sürdürülebilirlik kavramının tarihsel gelişimini aşağıdaki tabloda özetlemek isteriz. [2]

 

Tablo-1 Sürdürülebilirlik kavramının tarihsel gelişimi

 

Yıl

Etkinlik

Kapsam

1972

Stockholm Konferansı/ Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı

Çevrenin korunması konusu ilk kez tartışılmış, çevrenin taşıma kapasitesine dikkat çekilerek çevre ve kalkınmanın birlikteliği vurgulanmıştır. Ancak konu çözüme kavuşturulamamıştır.

1987

Ortak Geleceğimiz (Brundtland) Raporu

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun yayınladığı rapor kapsamında tüm ülkeler için bir kalkınma modeli öne sürülerek sürdürülebilir kalkınmanın tanımı yapılmıştır.

1989

CERES İlkeleri

Çevre koruma ile ilgili etik ilkeler ortaya konmuştur.

1992

Rio Zirvesi / Yeryüzü Zirvesi (Earth Summit)

Toplumun birçok kesiminden katılımcı ağırlanarak, Stockholm Konferansının hayata geçirilmesi amaçlanmış, doğal kaynak kıtlığının yanı sıra atık sorununun da üzerinde durularak Gündem 21 Eylem Planı hazırlanmıştır. Dünyayı 21. yüzyıla hazırlama hedefi taşıyan Gündem 21, sürdürülebilir kalkınma konusunda o güne dek hazırlanmış en üst düzeydeki eylem planı olarak dikkat çekmektedir. Zirve kapsamında Büyümenin Sınırları raporunun güncel versiyonu olan “Sınırların Ötesinde” raporu yayınlanmıştır.

1992

Çevre Programı (UNEP) ve Finans Girişimi

Finans şirketleri tarafından çevrenin korunması yönünde işbirliği yapılmıştır.

1994

Üçlü Sorumluluk

John Elkington tarafından ekonomik, çevresel ve sosyal performans raporlaması yapılması gereği üzerinde durularak yeni bir kavram ortaya atılmıştır.

1996

Habitat II Zirvesi

İstanbul’da gerçekleştirilen zirvede insan yerleşimleri konusu üzerinde durulmuştur.

1997

Kyoto Protokolü

Sera gazlarının azaltılması hususunda işbirliği sağlanmaya çalışılmıştır.

1997

Rio+5 Zirvesi

Rio Konferansı ilkelerinin üzerinde daha büyük bir önemle durulması gerektiği konuşulmuştur. Tüm ülkelerin ulusal Gündem 21’lerini oluşturmaları kabul edilmiştir.

2000

OECD Uluslararası Yatırımlar ve Çokuluslu İşletmeler Bildirgesi

Çok uluslu işletmelerin yatırım yaptıkları ülkeye ve buradaki topluma karşı sorumlulukları belirlenmiştir.

2000

BM Binyıl Zirvesi*

Birleşmiş Milletler'e üye olan 192 ülke tarafından 2015'e kadar yerine getirilmesi planlanan 18 alt başlıklı 8 hedef oluşturulmuştur.

2000

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (Global Compact)

Birleşmiş Milletler ve 50 büyük şirketin yöneticisi tarafından kabul edilen sözleşme işletmelerin salt kar amacını terk ederek, insana, topluma ve gezegene de saygılı olmasını hedeflemektedir. UN Global Compact, şirketleri sorumluluk sahibi bir biçimde faaliyet göstermeye ve toplumu desteklemeye teşvik eden bir girişimdir. 145 ülkede 12.000 imzacısı bulunmaktadır.

2001

Sürdürülebilir Gelişme Dünya İş Konseyi

İşletmelerin sebep oldukları sosyal ve çevresel maliyetleri de göz önünde bulundurmaları konusu üzerinde durulmuştur.

2002

Johannesburg Zirvesi / Dünya Sürdürülebilir Gelişme Zirvesi

Rio+10 olarak da anılan bu zirvede, önceki toplantılarda toplumun dışlanması sebebiyle istenen verimin alınamadığının farkına varılmış, bunun üzerine toplumun tüm kesimlerini kapsayan çok geniş çapta katılım hedeflenmiştir. Katılımcılar birer Ulusal Raporla zirveye katılmış, 2005’e kadar uygulamaların başlatılması kararı alınmıştır.

2002

OECD Çevre Parlamento Komisyonu

Gündem 21'in 27 ilkesi geliştirilmiştir.

2004

“Büyümenin Sınırları: 30 Yıl Sonra” raporu

Büyümenin Sınırları raporunun daha karamsar bir tablo çizen ikinci güncellemesi yayınlanmıştır.

2005

Kyoto Protokolü’nün yürürlüğe girmesi

2005 yılında yürürlüğe giren protokolü Türkiye 2009 yılında imzalamıştır. 191 ülke ve Avrupa Birliği de protokolün imzalayıcısı durumundadır.

2005

Dünya Zirvesi

Binyıl Kalkınma Hedeflerinin ilk 5 yıldaki uygulamaları gözden geçirilmiş; ayrıca bu hedefler, Türkiye için 9. Kalkınma Planının hazırlanmasında yol gösterici olmuştur.

2008

Binyıl Kalkınma Hedefleri  odaklı bir Etkinlik

Kalkınma hedeflerinin gelişimini takip etmek amacıyla bir etkinlik düzenlenmiştir.

2010

BM Binyıl Kalkınma Hedefleri Zirvesi

189 üye ülke insan onuru, eşitlik ve esenlik ilkelerinin güçlendirilmesi hedefiyle küresel bir eylem planı olan Binyıl Bildirgesi’ni ilan etmişlerdir.

2012

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı / Rio+20

Konferans sonunda yayınlanan “İstediğimiz Gelecek” bildirgesinde insanın sürdürülebilir kalkınmanın merkezinde olduğu ve sürdürülebilirlik konusunda toplumun tüm kesimlerinin etkin rol alması gerektiği vurgulanmıştır.

2013

Sustainable Stock Exchange Initiative Dialogue

Aralarında Borsa İstanbul’un da bulunduğu dünyanın en büyük menkul kıymetler borsaları bir araya gelmiş, sürdürülebilirlik konusunda şeffaflığı ve performansı artırarak sürdürülebilir yatırımları destekleyen bir organizasyon oluşturulmuştur. Sürdürülebilirlik uzun bir süre boyunca sosyal sorumluluk raporlaması kapsamında değerlendirilmiş, ancak yatırımcılar zamanla finans dışı göstergelerden oluşan bir raporlamaya da ihtiyaç olduğu konusunda fikir birliğine varmıştır. Bahsi geçen girişim de bunu kanıtlar niteliktedir.

2015

BM Binyıl Kalkınma Hedefleri*

Yoksulluğun sonlandırılması ve ekonomik anlamda en az gelişmiş ülkelerin bile sürecin dışında bırakılmaması hedeflenmiştir.

2015

Paris İklim Değişikliği Konferansı (COP21)

Şu ana kadar iklim değişikliği konusunda imzalanmış en kapsamlı anlaşma olan Paris Anlaşması ile karbon emisyonlarını azaltma, iklim değişikliği ve doğal afet risklerini yönetme konularında ortak standartlar belirlenerek ulaşılabilir hedefler konmuştur. 2016 yılında yürürlüğe giren antlaşma ile birlikte yüzyılın sonuna kadar küresel ortalama sıcaklık artışının 2 derecenin altında olması beklenmektedir.

2016

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin yürürlüğe girmesi

193 üye ülke tarafından kabul edilen “Dünyamızı Dönüştürmek: 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi” başlıklı anlaşma kapsamındaki 169 alt başlıktan oluşan 17 sürdürülebilir kalkınma hedefi 15 yıl boyunca sürdürülebilir kalkınma konusunda tüm dünyaya yol gösterici olacaktır.

2017

Sürdürülebilir Gıda Konferansı – İstanbul

Toplumun birçok kesiminden katılımcı ile üçüncüsü düzenlenen Sürdürülebilir Gıda Konferansı’nda hızla artan dünya nüfusu için sağlıklı ve sürdürülebilir gıda desteğinin nasıl sağlanacağı görüşülmüştür.

 

Çevresel sürdürülebilirlik kavramının ayrı bir başlık olarak içinde yer aldığı Bin Yıl Kalkınma Hedefleri, 2000 yılında uygulamaya kondu. Birleşmiş Milletler’e üye ülkeler tarafından kabul edilen ve 8 ana başlıktaki bu hedefler, bugün Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri adı altında da anılıyor (Tablo-2). [3]

 

 Tablo-2 Binyıl Kalkınma Hedefleri / Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri

 

Hedef 1

Aşırı Yoksulluk ve Açlığı Ortadan Kaldırmak

Hedef 2

Herkes için Temel Eğitim Sağlamak

Hedef 3

Kadınların Konumunu Güçlendirmek ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Geliştirmek

Hedef 4

Çocuk Ölümlerini Azaltmak

Hedef 5

Anne Sağlığını İyileştirmek

Hedef 6

HIV/AIDS, Sıtma ve Diğer Salgın Hastalıklarla Mücadele Etmek

Hedef 7

Çevresel Sürdürülebilirliğin Sağlanması

Hedef 8

Kalkınma için Küresel Ortaklıklar Geliştirmek

 

 

Şirketlerin Sürdürülebilirlik Konusuna Yaklaşımı

 

Ernst&Young’ın 2014 yılında yaptığı bir araştırma kapsamında katılımcıların neredeyse yarısı sürdürülebilir ekonomiye geçişte en büyük etkinin iş dünyası tarafından geleceğini belirtiyor. Bu dönüşümde katılımcıların %49’u iş dünyasının, %33’ü sivil toplumun, %30’u kanun koyucuların, %7’si ise muhasebecilerin bu dönüşümde lider olacağını düşünmekte. [4]

İşletmelerin sürdürülebilirlik konusunda atabileceği adımlar ise o araştırmada aşağıdaki gibi sıralanıyor:

 

  • Şirket içinde bir sürdürülebilirlik konseyi/birimi/departmanı oluşturularak yasal olarak istihdam edilmesi gereken iş sağlığı, çevre ve güvenliği personelinin yanı sıra konuya ilgi duyan çalışanların gönüllü olarak bu birimlerde çalışmalarına imkan tanınabilir.

 

  • Konunun şirket geneline yayılabilmesi ve çalışanların dikkatini çekebilmesi için e-posta yoluyla günlük hayatlarında kullanabilecekleri faydalı bilgilendirmeler yapılabilir. Diğer taraftan yayınlanan resmi sürdürülebilirlik raporları çalışanlara gönderilebilir.

​​​​​​​

  • Yine bu konuda gerek rutin iş sağlığı güvenliği eğitimleri kapsamında, gerekse ayrıca eğitim programları düzenlenebilir.

 

  • Bu konuda eksikleri saptamak veya fikir almak için çalışanlara anketler yapılabilir.

 

Çevresel Sürdürülebilirlik

 

Yukarıda ele alınan sürdürülebilirlik; ekonomik, çevre ve sosyal alanların birlikteliğinde gelecekten ödün vermeden mevcut neslin ihtiyaçlarının karşılandığı bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor.

Çevresel sürdürülebilirlik ise; sorumlu kullanım, doğal kaynakların yeniden kullanımı ve atıkların geri dönüştürülmesi vb. yoluyla bir toplumun “vicdanla geliştiği” çevreye duyarlı bir yaklaşımı ifade ediyor.[5]

 

Çevresel Sürdürülebilirlik ve İnovasyon Konusunda Görüşülen Kurumların Yaklaşımı

 

Çevresel Sürdürülebilirlik konusundaki girişimlerin bireysel ve kurumsal olarak nasıl daha inovatif bir şekilde ele alınabileceği konusunda soruların yer aldığı anketimizi 1 aylık süre içinde farklı ölçekten ve sektörden 35 kuruluşa ulaştırdık. Katılım gösteren şirketler arasında: Allianz, Arçelik, Eti, Greenpeace, Kızılay, Mercedes Benz Türk, OPET, Mudo, THY, TOFAŞ ve TOGG yer alıyor.

Ankete katılım gösteren kişilerin %70’i özel şirketten, %9’u kar amacı gütmeyen şirketten, %12’si girişim şirketinden ve geri kalanlar kamu şirketi ile sivil toplum kuruluşlarında çalışıyor. Şirketlerin %24’ü 10.000’den fazla çalışana sahip, %35’i en fazla 100 çalışana sahip, %12’si ise 1.000 ile 5.000 arasında çalışana sahip. Şirketlerin %13’ü otomotiv alanında faaliyet gösteriyor. Geriye kalan şirketler tarımdan yatırıma, IT’den tekstile çok farklı alanda faaliyet gösteriyor.

 

Görüşülen bu şirketlerin inovasyon süreçleri ve çevresel sürdürülebilirlik konulu yaklaşımlarına dair temel çıkarımları şu şekilde belirtebiliriz:

  • Bu şirketlerin yarısı inovasyon süreçlerini yönetmek için çeşitli araçlara sahip olduğunu belirtiyor ve bunlar otomotiv, savunma, IT ve danışmanlık alanında faaliyet gösteriyor. İnovasyon süreçlerinin yönetildiği araçlara sahip şirketlerin yalnızca bir bölümünde öneri sistemi uygulamaları kullanılmakta.
  • Ankete katılan 35 şirket arasında yalnızca 6 tanesi çevresel sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalar için çalışanlarını motive edici (örn.: ödül sistemi) uygulamalar yürütüyor. Diğer şirketlerde bu süreçler, alınan kişisel inisiyatifler ile gerçekleşebiliyor.
  • Şirket içerisinde iletişim yüksek oranda intranet/portal ve e-postalar üzerinden gerçekleşiyor. Neredeyse hiçbir kuruluşta sürdürülebilir çevre konusunda gerçekleştirilen uygulamaların çalışanlar üzerine olan etkisinin ölçülmüyor.
  • Yalnızca birkaç şirket yapılan bazı etkinlikler ve eğitim sonrası anketler ile bu etkiyi ölçmeye çalışıyor.

​​​​​​​​​​​​​​

Anket yardımı ile kurumlarda halihazırda yürütülen çevresel sürdürülebilirlik odaklı yapıları ve uygulamaları da toplama imkanımız oldu. Bunlar: CEO liderliğinde Sürdürülebilirlik Komitesine sahip olmak, AB destekli yenilenebilir enerji projelerinde yer almak, atık yönetim ve enerji tasarrufu odaklı projeler geliştirmek, çalışanlarda bilinç oluşturmak adına etkinlikler gerçekleştirmek. Buna ek olarak 

çalışanların kişisel girişimleri ile sosyal fayda yarattıkları bazı uygulamaları da gözlemledik: kullanılmayan laptopların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, her hafta etsiz Çarşamba günü uygulaması ve takım etkinliği olarak ormanların temizlenmesi.

 

Çalışanlara Göre Bu Uygulamalar Yeterli Mi? Başka Neler Yapılabilir?

Çalışanların verdiği cevaplara göre şirketlerinde çevresel sürdürülebilirlik anlamında daha etkili uygulamaların gerçekleştirilmesi mümkün. Bunlara örnek olarak: grup halinde çevre temizliği ve ağaçlandırma etkinlikleri düzenlemek, oyunlaştırma yöntemi ile atıkları ayrıştırmak veriliyor. Bunun yanı sıra, suyun geleceğimiz için önemi, araçların karbondioksit salınımı hakkında bilgi, geri dönüşümün ve kullanılmayan ürünlerin değerlendirilmesinin önemi gibi konularda da çalışanlara eğitimler verilerek çalışma ortamında kullanılan su, kağıt, plastik ve elektronik ürünlerin atıklarının azaltılmasına destek verilebileceği düşünülüyor.

Çevresel sürdürülebilirliğe yönelik mevcut uygulamaların geliştirilmesinde ve yeni uygulamaların hayata geçirilmesinde önemli olan noktanın, yapılacak çalışmaların şirket kültürüne (DNA’sına) işlenmesi ve motivasyon unsurlarını arttırarak çalışanların bu sürece daha çok dahil edilmeleri gerektiği de çoğu katılımcının hemfikir oldukları noktadan.

Katılımcılardan dünya genelinde çevresel sürdürülebilirlik anlamında takip ettikleri oluşumları ve örnek aldıkları başarılı uygulamaları paylaşmalarını istedik. Bunlardan bazılarını aşağıda sıralıyoruz:

 

 

 

 

  • Carbon Disclosure Project (CDP) [7]
  • DonJones Sustainability Index [8]
  • RE100 [9]
  • KMPG Sustainability Institute [10]
  • Microsoft - negatif emisyon hedefleri [11]
  • EcoRalf - geri dönüştürülmüş malzemelerden kıyafetler [12]
  • Accenture Development Partnership [13]

 

Anket katılımcılarından çevresel sürdürülebilirlik konusunda geleceğe yönelik model önerilerini de paylaşmalarını istedik. Bunlar:

  • Başarılı bir çevresel sürdürülebilirlik modeli için şirketler tedarik zincirine odaklanmalı
  • Güneş enerjisi kullanımı artmalı ve üretilen fazla elektriğin paylaşıldığı modeller geliştirilmeli
  • Toplumun bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapılmalı (bu konu okullarda müfredata girmeli, hem teorik hem uygulamalı olarak öğrenciler daha küçük yaştan bilinçlendirilmeli)
  • Bu alanda birlikte çalışma kültürü oluşturacak kooperatifler kurulmalı ve şirketler bu kooperatiflere destek vermeli
  • Şirketlerin birbirlerinin başarılı uygulamalarından öğrenebilecekleri online bir paylaşım platformu kurulmalı
  • Şirketlerde yemekhanelerdeki yemek israfı önlenmeli, yenmemiş yemeklerin bir aşevine bağışlanması ya da sokak hayvanlarına verilmesi gibi modeller geliştirilmeli
  • En genel anlamda, tek kullanımlık ürün üretiminin azaltılması
  • Kişisel araç kullanımı yerine, toplu taşıma ve bisiklet kullanımı teşvik edilmeli, buna yönelik altyapı çalışmaları yapılmalı (Belediyeler)
  • Kişilerin kolay erişimini sağlamak adına geri dönüşüm otomatları şirketlerin içinde de yer almalı
  • Susuz tuvalet konseptleri geliştirilmeli
  • Az tüketimi anlatacak, minimalizm konusunda bilgilendirme etkinlikleri yapılmalı
  • Bir çok alt yapı ve kirlilik sorununa çözüm bulabilmek için nüfus planlama çalışmalarına ağırlık verilmeli

 

Değerlendirme ve Önerilerimiz

 

Ufak saha araştırmamız neticesinde, görüştüğümüz şirketlerin Çevresel Sürdürülebilirlik anlamında çeşitli çalışmaları halihazırda gerçekleştirdiğini gözlemledik. Fakat bu çalışmalar, inovasyon süreçleri ile sürekli geliştirilmeye çalışılan alanlar olmaktan ziyade, sürdürülebilirlik raporlarını süslemekle kalıyor. Çok başarılı çalışmaların ise yine şirket kültürü ve politikasından ziyade bu konuya önem veren yetkili kişilerin girişimleri sayesinde olduğu görülüyor. Çalışanların çevresel sürdürülebilirlik anlamında şirkette gerçekleştirilebilecek faaliyetlere düzenli ve sürekli olarak dahil olamadıklarını da söyleyebiliriz. Ayrıca atılan olumlu adımların, çalışanların bu konuda bilinçlenmesine katkı sağlayıp sağlamadığı da bilinmiyor, çünkü ölçülmüyor.

Bu değerlendirmelerden yola çıkarak, Türkiye’de yer alan kurumlarda çevresel sürdürülebilirlik kavramının bir kültür olarak bütün hiyerarşi boyunca aynı duyarlılıkla ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için şirket içinde çalışanların hem çalıştıkları projeleri bünyesinde hem de sosyal olarak çevresel sürdürülebilirlik odaklı girişimlerde bulunabilecekleri ve bu girişimlerin şirket tarafından ödüllendirileceği mekanizmaların yaratılmasının gerekli olduğunu değerlendiriyoruz. Ve belki de en önemlisi, bu süreçlerde kurumların birbirlerinden öğrenebilecekleri ve birlikte girişimler başlatabilecekleri online bağımsız bir paylaşım platformunun hayata geçirilmesinin, hem şirket çalışanlarının konuya ilgi ve bilgilerinin artırılması, hem şirketler arası etkileşimin bu vesile ile gelişmesinin sağlanması ve tabi ki en önemlisi kurumların ve bireylerin çevresel sürdürülebilirlik anlamında daha fazla çıktı ortaya koymasına imkan tanıyacağını görüyoruz.

 

Teşekkürler

Çalışmanın içeriğine katkı sunan Gülesra Dinler’e ve TTGV Xnovate Programı networkünden anketimize katılan ilgilere teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

[1] https://www.capgemini.com/2019/09/applying-technology-to-sustainability-challenges/

[2] Gülesra, 2017 (tez)

[3] http://www.un.org.tr/includes/files/Binyil02.pdf

[4] Gülesra, 2017 (tez)

[5] Achieving Environmental Sustainability Through Industry 4.0 Tools: The Case of the “Symbiosis” Digital Platform, 2020

[6] https://www.capgemini.com/2019/09/applying-technology-to-sustainability-challenges/

[7] https://www.cdp.net/en

[8] https://www.spglobal.com/spdji/en/indices/equity/dow-jones-sustainability-world-index/#overview

[9] https://www.there100.org/

[10] https://home.kpmg/xx/en/home/services/advisory/risk-consulting/internal-audit-risk/sustainability-services/sustainability.html

[11] https://blogs.microsoft.com/blog/2020/01/16/microsoft-will-be-carbon-negative-by-2030/

[12] https://ecoalf.com/en/

[13] https://www.accenture.com/us-en/about/company/accenture-development-partnerships-index

Diğer Yazılar